Meme, Erzurumlu Emrah, Berber Binali ve geri kafalı Yeniçağ

Binali’nin sekiz nüfusu bu ufacık berber dükkanına bakar. Oğulları  nöbetleşe çıraklık ederler dükkânda. Çuvalla somun gider her gün evine. Böyle şaklabanlık edip müşteri kapmasa işi çetindir Binali’nin

 

CAZİM GÜRBÜZ

Dedim güzel gam çekmenin çağı mı?
Ak koynunun için cennet bağı mı?
Memelerin Palandöken Dağı mı
Yasal eteğine niyaz oluver

 

Eski yazılar kimi zaman çok şeyler anlatırlar. Onlardan birini buldum geçen gün arşivimde… Yukarıdaki yazım, 11 Kasım 1997 tarihli Kocaeli Gazetesi’nin kültür-sanat sayfasında yayımlanmış.

Türkiye o günlerden sonra gitgide geriye gitti… Neden böyle diyorum? Şundan: Bu yazıyı daha sonra 16 yıl yazdığım Yeniçağ Gazetesi’nde yayımlamazlardı; “Memeden nasıl söz edersin, edep dışı bunlar, bizim okurumuz tepki gösterir” derlerdi. Erzurumlu Emrah 18. Yüzyılda demiş bunları, bunlar 21. Yüzyılda yazarlarını ve Emrah’ı sansürlüyorlar…

Bunlara bir de şu horyatımı yollasaydım, kesin çıldırırlardı:

Gelmemenden
İnlerim gelmemenden
Gel de cana geleyim
Gel öpem, gel memenden

Bir yazıma de Dede Korkut öykülerinde yer alan “Ala yorgan altında emişemedim” sözünü almıştım, hemen telefon etmişlerdi: “Abi bunu çıkarmanı rica ediyoruz, bizim okurları biliyorsun…”

Ve “Berber Binali’nin Sütyen Ölçüsü” adlı gülmece öykü… Bu öyküyü de köşe yazısı gibi yollamıştım Yeniçağ’a, bu da geri dönmüştü “edebe mugayir” deyû. Öykü aşağıda, okuyunuz hak veriniz bana…

Evet şimdi düşünüyorum da iyi sabretmişim ve iyi ki kurtulmuşum oradan…

BERBER BİNALİ’NİN SÜTYEN ÖLÇÜSÜ

Binali’ye tıraş olmamın, onun berberlik hüneri ile hiç ilgisi yok. Sansürsüz ve sıra dışı konuşur Binali. Şark kurnazlığını saflıkla ambalajlayıp başlar anlatmaya. İster ki gülesin, ondan hoşnut olasın, dükkânına yine gelesin.

Bugün de tam formunda, tüm şirinliği üstünde, yüzümü sabunlarken anlatıyor bir yandan da:

“Ağabeyim, üzüm sene garadır, beni bağışlayasan… Ama anlatmam lâzım. Garşıdaki iç geyim mağazası var ya. Oraya gettim dün. Dedim, bizim gariya çohdandır heç bişe almamışam, bir hedaye alim de göynünü edim az bişe. Ahlıma sütyen geldi, ola dedim, benim garımın o tanko garılardan neyi eksik. Dedim ver gardaş bene bir sütyen. Dedi Binali Gardaş, gaç numara? Allah Allah, ola bunun numarasi da mı var? Dedim vallah, ben numara mumara bülmem gardaş, embele avuçlarimi doldirir, ona göre ölç de ver. Mağazaci o geder güldü ki yatti yerlere, belki altına da işemiştir.”

Sekiz nüfusu var Binali’nin. Sekiz nüfus bu ufacık berber dükkanına bakar. Oğulları okul saatleri dışında nöbetleşe çıraklık ederler dükkânda. Çuvalla somun gider her gün evine. Böyle şaklabanlık edip müşteri kapmasa işi çetindir Binali’nin.

“Eee… Binali Gardaş, hele anlat yahu… Başka neler oldu bu ara?”

“Malzeme mi istirsen Ağabeyi?”

“He he… Ver az bişe…”

“Suat’ın eczahanasında ne ettim bilir misen?”

“Ne ettin?”

“Gettim, kaput istedim…”

“Prezervatif yani…”

“He yavu işte, ben onu beceremirem, kaput diyirem.”

“Eee… Ne dedi, verdi mi?”

“Yanında garılar varıdı, çoh gızdi. Utanmaz herif, o böyle uluorta istenir mi?” dedi.

“Nasıl istenirmiş?”

“Gizlinden… Egilip gulağına diyacahmışam…”

“Yahu Binali, sormak ayıp olmasın da sen kaputu ne yapacaksın?”

“Ne edecahsan da söz mi Ağabeyi? Yavu alti uşah, iki de gariynen ben, etti mi seggiz nüfus… Gavuşduramiram Ağabeyi geçinemirem. Açınan çıplak gudurgan olurmuş, ben rahat durmiram, poh yiyenin garısı da cins mehluk, durmadan doğurir. Yani anniyacağın, frene basmassam olmayacak…”

“Fren de kaput öyle mi? Yahu Binali, kaput niye arıyorsun, yengeye spiral taktırsana…”

“Ben sordum, o dediğin yay kimin bişeymiş. Ben gorharam ele işlerden…”

“Nasıl yani?…”

“Yavu bi yerimize dolanır baharsan, rezil oluruh!”

“Tuh sana Binali… Rezil olmuşsun ulan, olacağın kadar…”

Bol bahşişli hesabı ödeyip çıkıyorum dükkândan.