Kendisi olmaya çıkmalı insan yolculukların en zoruna

Böyle bir yolculuk insanda, öğrenme ve öğretme cesareti  gerektirir kuşkusuz. Öğrenme olmadan öğretme olmayacağını bilmek koşuldur… İnsan olma edimi doğuştan kazanılan bir edim olmadığı için, insanın kendisini lif lif sökerek yeniden yapması gerekir çünkü.

HAYRETTİN GEÇKİN

Böyle bir yolculuk insanda, öğrenme ve öğretme cesareti  gerektirir kuşkusuz. Öğrenme olmadan öğretme olmayacağını bilmek koşuldur… İnsan olma edimi doğuştan kazanılan bir edim olmadığı için, insanın kendisini lif lif sökerek yeniden yapması gerekir çünkü.

Ama bunu derken de insanın aklına peş peşe bazı sorular geliyor: İnsan eleştirel olmadan öğrenebilir mi? Bildiklerine savaş açmadan… Bilinenlerin ötesine geçme gereksinimi duymadan. Savaşım ve çatışma olmadan insanlığın olamayacağı bilinciyle davranmadan. Statükonun korunmasına çalışmadan…

Bu süreçte aşılması gereken şeyse zorluklar karşısında duyulan korku. Bu korkunun yersizliğinin bilince çıkarılması… Korkunun boyunu aşacak yürek boyu gerek.

Tevazuyla yenilebilir mi korku? Neden olmasın! Çünkü tevazu korkaklık değil ki.Tersine özsaygıdır, başkalarına saygıdır ve de cesarettir. Yeter ki bu donanımı kazansın insan. Bilgisini, deneyimlerini bununla kurabilsin.

Hiç kimse her şeyi bilemez, hiç kimse her şeyden de habersiz değil aslında. İnsan mutevazı olmakla birlikte kendini küçümsemiyor ve aşağılanmayı kabul etmiyorsa hem öğrenebilir, hem de öğretebilir. İnsan insanı arayacaksa mutevazılığı kazandırmalı öztutumuna. İnsan kendisini inşa etmeye böyle başlamalı. İnsan insanı kendinden başlayarak aramazsa zaten bulamaz ki. Had bilmek de bundan geçer.

Bilinmeli ki insanın vardığı ayrım öncelikle anlamak ve bilmek mecburiyetidir. Bu mecburiyetten kasıt; dünyayı anlamak, birlikte yaşam için öneri üretmek, en önemlisi de insanın kendisini anlaması ya da keşfetmesidir. Kendisini anlayamayan başkasını ya da dünyayı nasıl anlasın?

Hoşgörünün devreye girdiği yer tam da burasıdır. Yani başkalarıyla birlikte yaşama erdemine sahip olma, bu edimi kazanma. Farklı olandan öğrenme ve ona saygı duyma edimi. Hoşgörü bir yanıyla da kavga etme ve sevme cesaretidir. Hoşgörünün pohpohlamayla, yanlışın üstünü örtmeyle ilgisi yoktur kuşkusuz.

İşte bu noktadan sonra kopuş başlar. Kararlılığın, kendine güvenin ve sabrın içinden boy veren bir gelişme olarak. Karar almanın, bir kopuş olduğunu söylemeye bile gerek yok. Bir şeylerden kopmadan var olmak olanaksız çünkü.

Bu olup bitenler insanı örgütlü davranışa taşır. Örgütlü tutum demokratik yaşam için zorunluluk. Buraya nereden varırız? Yaratma gücümüzden, macera duygumuzdan. Başka türlü bir dünya tahayyülümüzden. Yaşamın karşısında diyeceğimiz olmalı çünkü.

Bu da başlı başına insanda yaşam sevincinin olmasını gerektirir. Başkalarının yaşam hakkını ve doğa haklarını savunmayı da içine alan bir yaşam sevinci. Zaten bunun içinde sormak, soruşturmak, düşünmek, düş kurmak da vardır.

Yeter ki kendimize okul olmak gibi bir derdimiz olsun.

kendisi  olmaya çıkmalı insan
yolculukların en zoruna

PAYLAŞMAK İÇİN