Kar doğmadan neler doğar

Bu acı soğuk kıştan değil, hayattan. Acilen uyanıp aynada ben olmayı başarmalıyız. Soğuk ve kar acımasız. Üstelik yürüdüğümüz yollar da dört mevsim buzlu

 

GÜLÇİN SAHİLLİ

Kışın ortancasındayız. Soğuğun ürperten yalnızlığını iliklerimize kadar hissettiğimiz kasvetli bir yıldayız. Aslında hayatın hayli dar, bizim de acımasızca obur olduğumuzu fark edeli aylar oldu. Kar taneleri kadar özel olmadığımızı ama onlardan hızlı yitiverdiğimizi binlerce örnekle gördük yazık ki.

Mevsime ait parçaların kendine ait yeni anlamlara büründüğü bu güneşe ayak direme günlerinde zamanın da umudun da titreten ayazında bulduk kendimizi. Neye dokunsak donmuş gözyaşı, neyi sevsek kaybetme korkusuna dönüştü. Hayallerimiz ve umutlarımız çocukların erişemeyeceği yüksek raflara saklandı. Sevgiye ve aşka fersah geçiyoruz yaşamın bu biçimsiz aralığında.

Kış bu kez içimizde, kalbimizin ortasında seğirmekte… Yaşamak sandığımızsa bir soluk alma yarasına evrildi. O yaranın aralığında sözcükler yükseliyor, gündelik, yaşayıp geçmelik, soğuk sözcükler, mevsimden acımasız soğuklukları…

Bu soğukluğun içinde ev hallerinin bin bir dönüşümüyle kışlık sözcüklere yeni anlamlar yükleniyor. İşte sosyalleşme engelinin güzelliklerinden biri daha, -az insan, can insan diyenlerdenim her daim- kendi sözlüğünü dizmek. Aforizmaları yüksek perdelerden indirip gündelik yürüyüşlere katmak. Ben de aldım kışlık sözcükleri karşıma, onlara kendi harmanımdan anlamlar diktim, giydirip oturttum pencerenin arkasına. Şimdi onlarla bir boz bulanık havayı seyretmekteyiz.

 

KAR: Kışın beyaz masalında gökten üç bulut düşer ve içinde duyguları beyaza boyayan taneler saçılır.

KARDANADAM: Kar tanelerini bile cinsiyetçi adlara büründürdüğümüz bir dünyadan kadınların özgürlük beklemesi, kardan adamın gördüğü ilk güneş kadar gerçektir.

YILBAŞI: Saat on ikiyi vurduğunda cam pabucun sahibini bulacağına umutsuzca inandığımız en kadim masaldır.

SOBA: Kışın soğuğu pervazlardan sızarken, varlığınızı saran huzurlu sıcaktır sobadan yükselen.

PORTAKAL: Yerli malı haftasının en tatlısı, kışı saran kavruk turuncu kokudur portakal.

SOĞUK: İki kalbin birbirine sarılarak ısındığı bir gecenin sabahından almıştır adını.

AYAZ: Ömrün sahibini esir almadıkça her ayaz seyrek bir kar yağışıdır.

SALEP: Salep, tarçının süte duyduğu tutkunun beyaz sıcak dokunuşudur.

BOZA: Bir çocukluk anısı, leblebinin kadim arkadaşı, uzak mutlulukların kış akşamıdır.

IHLAMUR: Anne şefkatini içine sığdıran, kokusunda iyilik ve huzur saklı ot tutamıdır.

ARALIK: Kışın ilk kasvetli geceleri alacakaranlıkta yükselirken, erken olan sabahlarıyla hüznün elle tutulabilir olduğu aydır.

OCAK: Ocak ayı, eski kalple yeni yaşam ummanın hayal kırıklığıdır.

ŞUBAT: Boyu kısa, soğuğu uzun bir kış vedasıdır şubat.

BERE: Kışın yünden yapılma ponponlu ve sevimli sokak arkadaşıdır.

ATKI: Boynunuzda sevgilinizin aşkla üç tur döndüğüne yemin edebileceğiniz sımsıcak huzurdur.

KESTANE: Ateşte çatlayan esmer yüzünde, çocukluğun akşamlarını saklayandır.

AYNA: Bu kışa değil kendime ve kendimize aforizma. Hepimize birer gerçeklik aynası gerek. Bakınca uyandıran sertlikte. En güzel, en özel, en muhteşem demeyen; camını çatlata çatlata en sıradan, en olası ama en mutlusun diye salık vereninden. Sırında sır değil de gerçeklerin saklı olduğu. Ailenin, sağlığın ve huzurun en olduğunu akla mıhlayan aynalardan. Çünkü bu acı soğuk kıştan değil, hayattan. Acilen uyanıp aynada ben olmayı başarmalıyız. Soğuk ve kar acımasız. Üstelik yürüdüğümüz yollar da dört mevsim buzlu…