Gidecek yeri yok insanın insandan başka

İnsansızlığımızı ne ile doyurabiliriz insan olmasa? İnsanın insan sıcaklığına olan gereksinimini ne karşılayabilir insandan başka? İnsan insanın yurdudur, insanı aramaktır insanın işi…

 HAYRETTİN GEÇKİN

Sosyal medya aracılığı ile kurulan arkadaşlıkların, dostlukların bir kısmı geçicidir kuşkusuz… Derinliksiz ve yüzeysel… Ama bir kısmı da oldukça nitelikli, derinlikli, kalıcı ve sağlam. En azından kendi adıma bu böyle.

“Sosyal medya olmasaydı ne yapardık,” diye düşünmek bile bu gerçekliği kavramaya yeter. Teknolojinin geldiği boyut, içinde bulunduğumuz salgın koşulları da hesaba katıldığında yadsınmayacak bir hal alır.

İNSAN KENDİNİ İNSANDA TANIR

Her ne kadar, “hayat eve sığar” dense de;  televizyon izlemek, kitap okumak, ya da ev içinde kendi kendimize gerçekleştireceğimiz bir takım etkinliklerimiz; insanın, arkadaş ve dostun yerini tutmaz, tutamaz.

İki nedeni var bunun:

1-İnsanın kendisini tanıma gereksinimi.

2-İnsanın kendisini gerçekleştirme arzusu.

İnsanın kendini tanıma, aklının ve yeteneklerinin sınırlarına ulaşma eylemi hiç kuşkusuz dünyayı anlama ve anlamlandırma eylemiyle at başı gider. Görmezden gelinemeyecek gerçeklik ise şu: İnsanın kendini insanda tanıması. İnsan kendisini tanıdığı ölçüde kendisini gerçekleştirme eylemine yönelir. Bu yönelimi anlamlı kılan şeyse kendi dışındaki insanların varlığı.

İnsanın düş ve düşünme gücü, insan karşısında şekillenir, gelişir. Doğa ve nesneler bunun yalnızca aracıdır.

3-5 yaşlarındaki bir çocuğa bir şekilde pahalı bir oyuncak alınır. Çocuğun çevresinde bu oyuncağı elde edecek, böyle bir oyuncakla oynayacak herhangi bir arkadaşı yoktur. Çocuk oyuncağı bir iki kez dışarı çıkarır ve arkadaşlarıyla güzel güzel oynarlar. Bir süre sonra annesi; “bozulur veya kırılır” gerekçesiyle çocuğun oyuncağı dışarı çıkarmasını ve arkadaşlarıyla oynamasını yasaklar. Çocuk yasak karşısında oyuncağını toplar, kutusuna yerleştirir ve annesine uzatarak “arkadaşlarımla oynamayacaksam ben bunu istemiyorum” der.

İçine düştüğümüz, düşürüldüğümüz; kuşatıldığımız, kıstırıldığımız salgın koşulları bize, önceden hiç de tahayyül etmediğimiz bir şeyi dayattı: Maskeli bir dünyayı ve İnsansız yaşamayı… Sözünü ettiğim çocuktan beter oldu durumumuz. Malın, mülkün, paranın her şey olmadığını gördük az çok. Ve arada kendimizi gerçekleştirmeye asla yetmeyeceğini… Bereket sosyal medya elimizin altındaydı. İnsansızlığımızı bununla gideriyoruz büyük ölçüde.

Ne olursa olsun insanların istediği bir dünya olmalıdır, yoksa yaratılmalıdır. Şimdilik bu gereksinimimizi sosyal medya ya da sanal dünya karşılıyor. Düşlerimizin gerçeğin sınırlarına alınması için göstereceğimiz çaba için bundan başka aracımız da yok ne yazık ki…

AYNI DÜŞLERLE YAŞAYAN DOST İNSANLAR

Facebook aracılığıyla edindiğim, sağlamlığına inandığım, yaşamımda anlamlı yer tutan, duyarlıklarından ve duruşlarından çok ama çok etkilendiğim arkadaşlarım, dostlarım oldu. Bunlardan biri de Jale Demir’dir. Bu konuda anlatmak istediklerimi daha bir güzel irdeleyen, derleyip toparlayan nitelikteki bir paylaşımına rastladım sayfasında. O paylaşımdan bir bölüm alıntılayarak, bu konudaki duygu ve düşüncelerimi görünür hale getirmek istedim… Jale Demir’in Facebook aracılığı ile edindiği dost ve arkadaşlarına seslendiği yazısından alıntıladığım bölüm hiç kuşku yok ki başka başka değerlendirmelere de götürüyor insanı. Belki de meselenin asıl can alıcı noktasına:

“Vahşi Kapitalizm ve korkunç bir salgın dünyayı ele geçirmiş insanlık değerlerine, sağlığımıza, özgürlüğümüze saldırırken, bu karabasandan kurtulmak için bilime, sanata, edebiyata ve onlar yoluyla çoğaltmaya çalıştığımız düşlerimize sığınıyoruz.

Aynı düşlerle yaşayan insanlar birbirlerini tanısalar da tanımasalar da dost insanlardır.

Yaşam boyu sanatın sonsuz kaynağından, edebiyatın inanılmaz gücünden toplayıp biriktirdiklerimiz kişiliğimizi oluşturan varsıllıklarımızdır.

Tüm bunları ‘Facebook’ ortamında paylaşmak için çırpınıyor, bizleri taşıyan uzaklıkları sözcüklerle, şiirlerle, resimlerle aşmaya çabalıyor, böylece gittikçe yalnızlaşan hasta ve maskeli dünyaya başkaldırıyoruz.

Bu başkaldırıyı sosyal medyada, şiirleriyle, yazıları ve videolarıyla gerçekleştiren öyle güzel insanlar tanıdım ki, gerçek arkadaşlarımın yanlarında yer aldılar. Salgının biteceğini umduğum yaz mevsiminde hepsiyle tek tek tanışmak için sabırsızlık içindeyim…”

İNSAN İNSANIN YURDU

Jale Demir’in sözlerinden sonra uzun uzun düşünüyorum bir kez daha: Yaşamı anlamlı kılan insanın insana gereksinimi değil mi? İnsan sıcaklığına olan gereksinimi ne karşılayabilir insandan başka? İnsansızlığımızı ne ile doyurabiliriz insan olmasa? Öyleyse insanı aramaktır insanın işi… İşe kendisinden başlamasıdır niteliği artıransa…

 

İnsandan başka gidecek yer yok

İnsan insanın yurdudur öyleyse.