Eskimiyen

Din’i dinleme ve bir yazılık çarpıcı örnekler

CAZİM GÜRBÜZ

Din’in dinleme, senin dilinden değil… 

Din’i dinleme, o seni dinlemiyor, hep o söylüyor, o dayatıyor, o hiç değişmiyor, seni de değişmeye bırakmıyor, o yargılıyor durmadan, sen onu sorgulayamıyorsun.

Dinden beslenenler, dönüp o dini besliyorlar, böylece bir besi düzeni ve bağımlılığı doğmuş oluyor. Bu döngü, bu dinin içinde kalınarak bozulamaz. Kalma ve din’i dinleme ki bağımlı olursun, onun girdabında döner durursun.

Din’i dinleme din-don olursun, donar kalırsın. 

Din’i dinleme; evreni, doğayı, insanı çözemez, anlayamazsın, felsefe zoruna gider, bilimin yol göstericiliğini algılayamazsın.

Din’i dinleme, yaratmanı küfür sanıp ufkunu karartırsın, canına okursun yaratıcılığının, sanatın dışına atılırsın.

Din’i dinleme, uyuşturur beynini, sezgilerin körelir, ilgilerin öte dünyaya kayar, pas tutar us’un.

Dinginliğin gider dinleme, enginliğin, düşünsel zenginliğin gider.

Din’i dinleme kendini dinleyemezsin.

Din’i dinlemek kini dinlemektir dinleme!

Din’i dinleme, o dinde; tespihli hırsız, imanlı madrabaz, âyetli yalancı, fetvalı talancı, abdestli sübyancılar var. Sor: “Sahtekârlık mı dinden çıkar, din mi sahtekârlıktan?” diye…  Sor korkma, tüm akıl sahibi vicdanlı insanlar, özgür kafalar “İkisi de birbirinden diyeceklerdir.”

Hiç düşündün mü neden “din gönüllüsü” değil de “dindar” denildiğini? Çünkü dindar demek din’in darlığına düşmüş demektir, bu darlığa din’i dinleye dinleye düştün. Dinleme artık, kurtulacaksın!

Din’i dinleme din’den, benden dinle biraz da…

Neden dinlememen gerektiğine değgin örnek çoktur, biz bir yazılık örnek sunalım.

ERMENİSTAN’DA MERMİ KİLİSE

Ermenistan’ın Dilican şehrinde bir mermi kilise…

Bu fotoğraf, Türkiyeli Ermeni Bercuhi Berberyan’ın Ermenistan’a yaptığı gezinin anlatısı olan “Ermenistan’da Bir Türkiyeli” adlı kitapta var…

Bu kilise, Karabağ’da ölen Ermeniler adına dikilmiş… Yani kan ve intikam kokuyor…

Dinler kin ve düşmanlık aşılıyorlar işte böyle…. Haa Türkiye’de 

“Minareler süngü, kubbeler miğfer

Camiler kışlamız müminler asker

Bu ilahi ordu dinimi bekler

Allahuekber Allahuekber” demişsin, ha da Ermenistan’da kiliseyi mermi suretinde dikmişsin, aynı kapıya çıkar. 

Dinler bunu hep yaptılar, hep de yapacaklar. Kıbrıs’ta Makarios, İran’da Humeyni, Ermenistan’da kilisenin hepsi, ta kendisi… 

KUR’AN’DA DNA’YA İŞTE BÖYLE İŞARET EDİLMİŞ (!)

Dedikleri Surenin meali işte bu:

Kehf Suresi 65: Derken katımızdan, kendisine bir rahmet verdiğimiz ve tarafımızdan bir ilim öğrettiğimiz kullarımızdan bir kul buldular. 

فَوَجَدَا عَبْدًا مِّنْ عِبَادِنَا آتَيْنَاهُ رَحْمَةً مِنْ عِندِنَا وَعَلَّمْنَاهُ مِن لَّدُنَّا عِلْمً

Fe veceda abden min ibadina ateynahu rahmeten min indina ve allemnahu min ledunna ilma.

Ayetin Arapça özgün metnindeki “ibadine”, “indina” , “ledünna” sözcüklerindeki “dine”yi, “dina”yı, “edün”ü DNA olarak yutturmaya kalkan bir kafa… 

Ömer Çelakıl adlı akıl çelmeye çalışan kişinin zırvalarından biri bu da… Zırva ama bu zırvayı zirve görenler çoklar bu ülkede…

KORONA VİRÜSÜ BİLİYORMUŞ ALİ VE MUHAMMED, İLACINI DA… İLACI: TUZ YALAMAK…

VİRÜS YARATIP FAZLALIK ALAN ALLAH

CNN Türk Siyaset Meydanında Prof.Dr. Mehmet Ceylan şunları söylemiş: “Allah virüsleri niçin yaratmış? Hiçbir işe yaramıyorlar, canlı değiller, sırf insanı öldürüyorlar. Neden yaratmış? İnsanların belli sayının üzerinde çoğalmaması gerekir. Yoksa kimse yaşayamaz…”

Bilim insanı unvanlı bu dangalağa şunu sormalıydı o programı yöneten: “Senin Allah’ın hesabı mı şaşırdı, niye fazla insan yarattı, niye şimdi virüs yaratıp, fazladan yarattıklarını yok ediyor?” 

KORONA KARANTİNALARININ NE ZAMAN BİTECEĞİNİ EBCED HESABI İLE BULMAYA ÇALIŞAN NURCU…

“Geçtiğimi gün (7 Nisan) Cevşenu’l-kebirde “Sekine”yi okuyordum. Esma-i sitteden sonra ilk cümle olan “se yecalullahu ba’de usrin yüsra (Allah her bir zorluktan sonra bir kolaylık verecektir)“ mealindeki ayeti okuyunca şöyle bir düşünce aklıma geldi. Bu ayette: “her zorluktan sonra bir kolaylık olacak” diye ifade edilmiştir. Bu ayetin işari yolla her asra, her zamana bakması söz konusudur. Çünkü kıyamete kadar söz sahibi olan Kur’an’ın ifadeleri, kelimeleri statik değil, dinamiktir. Her zaman canlı olarak bir veya birkaç manaya, birkaç olaya bakan yönleri vardır. Bu asırda en zor, en sıkıntılı bir imtihan korona musibeti olduğunda şüphe yoktur. O halde ayetin buna bakması i’cazının bir gereğidir. Lafız ve manayı birlikte mütalaa edildiğinde, en çarpıcı kelimenin “Ba’de” (sonra/zorluktan sonra) kelimesi olduğu görülecektir. Bunun ebced değeri, 76’dır. İlginçtir, korona virüsünün asıl adı ‘Covid 19’dur. 76 sayısı ise 19’un dört katıdır. Kovid kelimesinin İslam yazısıyla harf sayısı, 4’tür. 76 sayısı, 4×19’dur. Bu ayetin harf sayısı da 19’dur. Ve 19 ayetten meydana gelen Sekinenin ilk ayetidir. İstihraç edilen bu işarete göre, korona virüsünün ilk çıkış tarihleri, ülkelerin durumunu belirleyebilir. Her ülkenin zorluğu 76 gün sürer ve ardından bir kolaylık gelebilir. Şüphesiz her şeyin en doğrusunu bilen Allah’tır. Dün değerli bir kardeşimiz bu konuda sorular sorarken, aynı günün sabahında gördüğüm söz konusu yorumu söyledim. İlginçtir, sabahleyin televizyonda şu bilgi verildi: Koronavirüsünün ilk çıktığı Çin’in vilayetlerinden biri olan ‘Wuhan’da tam 76 gün sonra bugün karantinalar kaldırılmıştır. Allah’a şükürler olsun, ayetten yaptığımız bu istihraç aynen çıkmıştır. Türkiye’de bu virüs ilk defa 11 Mart’ta bulunmuştur. Buna göre, 76 gün sonra (Mayıs 25-26’da) ülkemizde de bu işaretin tahakkukunu görebiliriz İnşaallahurrahman!12)

YAZARIN NOTU: Korona 25-26 Mayıs’ta bitmedi, böylece bir nurcu yalanı daha tescillendi. 

MEĞER MARMARA VE DÜZCE DEPREMLERİNİ DE BİLMİŞLER EBCET VE CİFİRLE

“Cüneyd Suavi: Niyazi Beki 1999 Marmara Depremi’ni de haber verdi

Prof. Niyazi Beki’nin benzeri bir istihracı 1999 Marmara depremi için de yaptığı ortaya çıktı. 

Prof. Dr. Niyazi Beki’nin Risale Haber’de yayınlanan ebced hesabıyla koronavirüs salgınının bitiş tarihine dair yazısı büyük ilgi gördü. Yaptığı istihraç neticesinde koronavirüsün etkisinin 25-26 Mayıs 2020 tarihlerinde Allah’ın izniyle en aza ineceğine dikkat çeken Prof. Beki’nin bu iddiasının ardından Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan da aynı tarihlere işaret etti. Prof. Niyazi Beki’nin benzeri bir istihracı 1999 Marmara depremi için de yaptığı ortaya çıktı. Depremle ilgili istihracın şahidi ise daha çok Cüneyd Suavi ismi ile bilinen Prof. Dr. Şükrü Şumnu.

Cüneyd Suavi, Nesil Yayınları arasında yayınlanan “Kesilen Gitar” adlı kitabında Prof. Beki’nin depremle ilgili Kur’an’dan yaptığı 1999 Marmara Depremine dair istihracına yer veriyor.

İşte Cüneyd Suavi’nin 2015 baskı tarihli ‘Kesilen Gitar’ kitabının 225 ve 228 sayfaları arasındaki ilgili bölüm:

Üstat Bediüzzaman: ‘Harb-i Umumiyi gören ihtiyardır’ der. Çok şükür ikincisini yaşamasak da, 1. Dünya Savaşı üç-beş sene içerisinde en genç fidanları kökünden sökmüş, geri kalanları ise (çocuk yaşta olsalar da) bir ihtiyar hâline getirmişti. Marmara Depremi de, insanları bir ölçüde ihtiyarlattı. Binalarla birlikte, çocukların ruh dünyası temelinden sarsıldı. Vefat eden ya da sakat kalan binlerce kişi, dünyanın faniliğini bir kez daha gösterdi. ‘İnşallah gerekli dersler alınmıştır’ duasıyla deprem hatıralarına geçelim: 

Adapazarı’ndaki Zafer Dergisi binasında, her cuma ve pazartesi gecesi, en az yüz kişi toplanıp sohbet ederdik. Sakarya Üniversitesi’nin İlahiyat Bölümü hocalarından Prof Dr. Niyazi Beki, bu sohbette çok faydalı dersler yapardı. Evlad-ı Resulden olan bu değerli hocamız, Kuran âyetlerini tefsir eder, böylelikle Kur’anın, baştan sona mucize olduğunu ispatlardı.

Niyazi Beki Hocam, Marmara Depreminden bir ay kadar önce, ‘Zilzal’ (zelzele) Suresi’ni tefsir etti. Zilzal Suresi, ilk ayetten başlayarak sayıldığında, Kur’anın 99. Suresi idi. Ve Hocamın ifadesiyle, içinde bulunduğumuz 1999 yılındaki depreme işaret olabilirdi. Niyazi Hocam, bu surenin 8 âyetten oluştuğunu, ilk âyetinin de (elif, t, zel, r, z, dad, l ve h olmak üzere) 8 aslî harften meydana geldiği söyleyerek, bu tevafukun 8. ayda (Ağustosta) bir deprem olacağına işaret sayılabileceğini belirtti.   Herkes nefesini tutmuş onu dinlerken, Niyazi Beki Hocam şöyle devam etti: “Cenab-ı Hak, Zilzal Suresi’nin 5. Âyetindeki ‘evha’ kelimesiyle, titremesi için yere emretmektedir. Bu kelimenin ebced değeri 16’dır. Bu surenin 4. âyetinde geçen ve ‘o gün’ anlamına gelen ‘yevmeizin’ kelimesi de, surenin 17. kelimesidir. Bu iki kuvvetli tevafuk, depremin Ağustos ayının 16’sını 17’sine bağlayan gecede meydana geleceğine bir sinyal olabilir. Zaten ‘o gün’ anlamına gelen ‘yevmeizin’ kelimesi, yine aynı surenin 6. Âyetinin başında tekrar edilmektedir.  Belirttiğim bu âyet, ‘Medenî sureler’ sistemine göre Kur’an’ın sondan itibaren 17. âyetidir. Yani 17 Ağustosta çok büyük bir zelzele olabilir.”Niyazi Hocam, Kur’an Ayetlerinin sayısal değerlerine dayanan ‘Ebcet’ ve ‘Cifrî’ hesaplar konusunda uzmandı. Ve onlara dayanarak verdiği bu bilgilere, derse katılanlar şahit olmuştu. Bu dersi dinleyen belki yüz elli kişi, Hocamın haber verdiği 17 Ağustos tarihini unuttu. Ne gariptir ki, Niyazi Hocam da bunlar arasındaydı. Ve depreme yüksek bir binada yakalandı.  O çevrede birçok kişi enkaz altında kalırken, Hocam ve ailesi güçlükle kurtuldu. Daha sonra kendisine sordum tabi ki:  “Hocam! En az yüz kişinin bulunduğu bir yerde: ‘17 Ağustos’ta, Allah bilir büyük bir deprem olur.’ demiştiniz. Buna rağmen neden o yüksek binada kaldınız. Neredeyse ailecek ölüyordunuz.” Bana gülerek şu cevabı verdi: ‘Allah bana bu tarihi tamamen unutturdu. Emin ol ki hiç aklıma gelmedi.’ 

Hocam daha sonra da, yine âyetlerin ışığında konuştu: ‘Rabbimiz bilir ama, bu ilk depremden sonra, bir de gündüz saatinde deprem olacak gibi görünüyor’  İki aya kalmadan, Düzce’deki büyük deprem meydana geldi. Ve bine yakın kişi Hakkın rahmetine kavuştu. ‘Yaş ve kuru ne varsa, hepsi apaçık bir şekilde Kuran’dadır.’ gerçeği, (Enam Suresi 59. âyet) böylelikle bir kez daha ispatlanmıştı.”  

Şuraya bakınız, 17 Ağustos depremini önceden günüyle ve neredeyse saatiyle biliyor, ama o depreme yüksek bir binada yakalanıyor ve diyor ki “Cenab-ı hak bana unutturdu”. Ama sonra kehanetlerine devam ediyor, Düzce Depremini de biliyor ama “gündüz vakti olacak” diyor. Bu yazıda da 18,57’yi gündüz vakti olarak söylüyorlar, oysa 12 Kasım’da oldu Düzce Depremi, gündüz değildi o saat gece idi, ben o depremi İzmit’te yaşadım.

1 https://www.risalehaber.com/cuneyd-suavi-niyazi-beki-1999-marmara-depremini-de-haber-verdi-377489h.htm