Eskimiyen

Bellini, Fatih ve Cem Sultan

CEM SULTAN, BATI PAZARINDA MÜŞTERİSİ OLAN BİR FİGÜR

Bölüm 3

Cem Sultan kimdir?

22 Aralık 1459’da Edirne Sarayı’nda, Çiçek Hatun’dan doğdu.

Arapça, Farsça, İtalyanca, Rumca öğrenmek dahil, eğitimini bu kentte tamamladıktan sonra henüz 10 yaşındayken lalaları Süleyman ve Nasuh çelebilerin gözetiminde 1469’da Kastamonu’ya Sancak Beyi olarak atandı.

1472’de İstanbul’da sünnet töreni yapıldı.

Otlukbeli Savaşı’nda babasının öldüğü söylentilerine kanarak saray ileri gelenlerinden sadakat yemini alıp tahta oturmaya kaltı. Sağ salim dönen Fatih, oğlunu bu oyuna alet edenleri idam ettirdi.

Ağabeyi Şehzade Mustafa’nın ölümü üzerin babası onu Konya’ya yerleştirdi, 1474’te Karaman Valisi yaptı. Burada kültür-sanatla ve ata binme, avcılık, okçuluk gibi sporlarla ilgilendi, güreşte önemli başarılar kazandı.

1481’de ölen babası Fatih’in kendisini veliaht tayin ettiği gerekçesiyle Amasya Valisi ağabeyi II. Bayezid ile taht kavgasına girdi, yeniçeri destekli Fatih muhalifi sadrazamların devreye girmesiyle bu mücadeleyi kaybetti.

Topladığı orduyla tahtı geri alma girişimlerinde bulundu, sürekli yenildi, umudu tükenince de 1482’de Rodos Şövalyeleri’ne sığındı.

Bir kuleye yerleştirmek için önce Fransa’nın Nice kentine götürüldü.

Sonra 1489’da Vatikan’a teslim edildi.

Roma’da altı yıl kaldıktan sora da 1495’te Fransa’ya geri teslim edilmek istenirken yolda hastalandı ve Napoli’de öldü.

Cem Sultan, Batı’nın ve Doğu’nun yıldızı

Cem, Avrupa’da yaklaşık 14 yıl yaşadı. Daha ilk yılında hem sarayların hem de Batılı halkın birinci dereceden ilgi duyduğu insan oldu.[1] Balolarda, eğlence mekanlarında, özel görüşmelerde insanlar onunla tanışmak, onun sesini duymak, ona dokunmak için adeta birbiriyle yarışıyordu.

Kısacası onu tanımayan kalmamış, “Bizde ve ‘öteki’ bağlamındaki Batı’da; tarih başta olmak üzere roman, tiyatro, şiir, resim, opera, çizgi roman, radyofonik oyun, belgesel metinler gibi edebiyat ve sanat eserlerine konu olmuş”tu.[2] Bu ilgi, resim sanatçılarının da iştahını kabartmıştı:
Kimi bizzat portresini çiziyor, kimi kalabalık figürlü tablosunun bir yerine boy resmini yerleştiriyor, kimileri de kıyafetlerinin motiflerini bezeme unsuru olarak kullanıyordu. Amatör ressamların portresini yapmaya kalkışması da cabasıydı.

Bazı kimselerin de Cem kıyafetiyle sokaklarda dolaştığı rivayet edilir.[3]

Semavi Eyice’nin Süheyl Ünver’in ricası üzerine kaleme aldığı “Sultan Cem’in Portreleri Hakkında” başlıklı inceleme metni, bize göre alanında gerçekleştirilmiş en yetkin çalışmadır ve aşağıda vereceğimiz bilgilerin dayanağı ağırlıklı olarak bu metin olacaktır.

Şöyle önemli bir bilgiye yer veriyor incelemesinde Eyice:

“Sultan Cem’in yaşadığı devirde bizzat onu gören ressamların, onun adını belirterek yaptıkları herhangi bir resim henüz elde edilememiştir.” [4]

Bir tek ressam Pinturricchio, Papa Borgia’nın aile hayatını betimleyen fresk resimlerinin birinde o olduğunu belirterek Cem’i çizmiş, ne var ki bu biricik çizim de yüzyıllar içinde ilgisizlikten silinip gitmiş.

Konumuz gereği yalnızca Batı’da çizilmiş Cem resimleriyle ilgilenecek ve güvenilir olanlarının listesini oluşturmaya çalışacağız.

BATI’NIN YILDIZI OLARAK CEM’E AİT RESİMLER

  1. Viyana’daki resim

1572-1578 arasında dönemin İstanbul elçisi D. F. V. Ungnad’ın II. Bayezid’in saraydan attırdıklarından toplayıp bir kodekste muhafaza altına alınmasını sağladığı desen ve resimlerden birini, Cem Sultan’ı betimliyor olabileceği varsayımıyla ünlü sanat tarihçi J. V. Karabacek gün yüzüne çıkarmıştır. (Resim-1)

Resim 1

Kopya olan bu tablonun tekniği guajdır, ölçüleri de 26,5 x 18 cm’dir.

Görselin altında soluk bir yazıyla şunlar yazılıymış:

Solda: Mohomet Calaepi Sultani Maho: Fil. Sağda: von Hr Davud Ungnad

Ayrıca resmin altına daha yakın bir tarihte şunlar yazılmış:

Mohomet Celopi Sultan Mohomet Sohn.

“Bu yazılar, tasvir edilen şahsın Sultan Mehmed’in oğlu Mehmed Çelebi olduğunu bildirmektedir. Batı, Cem’i Zizim olarak adlandırıyor. … Karabacek’e göre, esas adı bulunamadığından Cem’e Batılılar ‘Mehmed’ adını yakıştırmışlar ve böylece resmin altına bu ad yazılmıştır.”[5]

2. Vatikan’da Azize Katherina freskindeki süvari resmi

1494’te dönemin papasının siparişi üzerine Pinturicchio, Vatikan’daki Appartamento Borgia binasının Sada dei Santi salonunun duvarına kalabalık insanlı, büyük ebatlı bir fresk kompozisyonu gerçekleştirdi. Resmin yapıldığı 1492 ile 1494 tarihleri arasında Cem de Vatikan’da, Papa’nın yanında bulunmaktaydı.

Tablo, Azize Katherina’nın Roma İmparatoru Maximinus huzurunda putperestlerle felsefi tartışmasını görsellemektedir. Ne var ki konu MS 200’lü yıllarda geçmesine karşın figürlerin giysileri MS 1400’lere aittir.

Yay şeklindeki bir kemerin içine yerleştirilen kompozisyonun ortasına Roma takı, sol tarafına tahtına oturmuş İmparator, Azize ve bir Türk ile birlikte soylular, sağ tarafına ise olasılıkla ikinci dereceden soylular, saray hizmetlileri ve at üstünde bir başka Türk yerleştirilmiştir. (Resim-2)

Resim 2

Bazı uzmanlar, bu at üstündeki Türk kıyafetli kişinin Cem Sultan olduğu kanısındadır. Üstündeki silahlara, yardımcılarına, önündeki tazı cinsi av köpeğine bakılırsa bu süvari, Eyice’nin de söylediği gibi ya ressamın kendisidir, ya da Cem’e sokak giysileri ve av partilerinde Türk kıyafeti giyerek eşlik eden Papa’nın oğullarından biridir; ama büyük olasılıkla Cem değildir.[6]

3. Aynı freskte ayaktaki Türk resmi

Aynı resimde, Azize ile İmparator arasında ayakta duran bir Türk figürü vardır ki işte çoğu uzmanla birlikte biz de Cem’in o olduğu inancındayız. Hemen herkes Pinturicchio’nun, Azize figürü için Papa’nın kızı Lucrezia Borgia’yı model aldığını söylemektedir. Yüzü seyirciye dönük, elleri belinde, yorgun ama kibirli duruş sergilemiş bir Türk figürünün İmparator’a ve Azize’ye bunca yakın oluşu, ancak Cem gibi birinci dereceden hanedan mensuplarına tanınan ayrıcalıkla açıklanabilir. Kaldı ki Papa, Cem gibi herkesin peşinden koştuğu, elde etmek istediği paha biçilemez bir değeri elinde tutuyor, herkesin onu yanı başında görmesini istiyordu.

Bu nedenlerden, büyük olasılıkla tablodaki Cem Sultan, bu figürdür.

4. Siena’daki duvar freskinde yer alan Türk resmi

Pinturicchio 1495’te Roma’dan ayrılıp Siena’ya gidince, bu kez 1502’de Siena kilisesinin baş rahibi Francesco Piccolomini’den kilise kütüphanesin geniş duvarlarına fresk tekniğiyle pano tablolar yapması teklifi aldı. 10. panonun konusu, Papa II. Pius’un Türklere karşı yapılacak Haçlı Seferi donanmasını karşılayışıdır. Gerekli desteği alamadığı için hayal kırıklığı içinde ve ağır hasta olan Papa, yanında 30 yaşlarında bir Türk’le limana gelmiştir. (Resim-03)

İlginç olan, ressamın Vatikan’daki Azize’ye yakın duran Türk figürünü, aynalama sistemiyle bu panoya taşımasıdır. Olasılıkla oradaki şablon ters çevrilerek burada da kullanılmıştır. Buradaki figür, Cem’in ölüp popülerliğini yitirdiğinden olsa gerek, düz boyamayla sade işlenmiştir.

Eyice’nin bu figür hakkındaki fikri şöyledir:

“Vatikan’daki ayaktaki Türk eğer Cem ise, Siena kütüphanesindeki Papa II. Pius’u Ancona’da tasvir eden tablo kenarında görülen Türk de Cem’den başkası olamaz.”[7] Eyice ile aynı fikirdeyiz.

5. Louvre’daki desen

Louvre’daki Cem figürü diğer Cem betimlemelerinin ana kaynağı gibidir.

Dikkatli okur ressam Pinturicchio’nun hem Vatikan’daki hem de Siena’daki fresklerinde kullandığı, ayakta duran Türk figürünün tek elden çıkmış gibi neredeyse bire bir aynısı olduğunu farkedecektir. Pozisyon, yüz ayrıntısı, iri kavuk, omuza atılmış giysi altında kalan kolların ve ellerin konumu tamamen birbirinin aynıdır. Tek fark, önemine göre üstündeki giysilerin motiflerinin azlığı veya çokluğudur. Vatikan’daki figürde, birinci dereceden öneme sahip olduğu için giysi motifleri ayrıntılıdır, Siena’daki figürde özensizdir, Louvre’daki figürde ise neredeyse giysi motifi hiç yoktur.

Desenin sol alt kenarında “Giouan Bellin venetus”, yani “Venedikli Giovanni Bellini” yazısı vardır. Bu da deseni Gentile’nin değil, kardeşi Giovanni’nin çizdiğine işaret eder. Ne var ki uzmanlar bu desenin Gentile’nin orijinalinden kopya edildiği, kenarına da sonraları dikkatsizce not düşüldüğü fikrinde birleşmektedirler. (Resim-04)

Resim 4

Bize göre de kopyadır. Sorun, bu kopyayı kimin yaptığıdır.

Kopyacı, düşük olasılıkla ressam Pinturicchio’nun kendisi olabilir.

Güçlü olasılık ise deseni, Bellini atölyesinde görüp kopyalayan bir Gentile öğrencisinden ya da eli kalem tutan bir amatör sanat meraklısından edinmesidir. Vatikan siparişi kompozisyonunda Papa’nın yakınında olması gereken Cem figürü için Pinturicchio’nun bu Türk görseline şiddetle gereksinimi vardı çünkü. Desen, Louvre Müzesi’ne Fransa’nın İtalya’yı işgali sonrası gitmiş olabilir.

*

Bunlardan başka özel koleksiyonlarda ve çeşitli ülke müzelerinde saklanan, sergilenen pek çok Cem Sultan portresi vardır.[8] Ne var ki konumuzun kapsamı gereği, bunlara ait bilgilere burada yer veremiyoruz.

VE ARTIK İSTANBUL’DAKİ ( Basel’den gelen ) RESİM

  1. Tablonun gün yüzüne çıkışı

İsviçreli tarihçi Rudolf Tschudi, 1954’te Basel’de bir tanıdığının evinde Fatih Sultan Mehmed ve bir şehzadeyi betimleyen söz konusu tabloyu görünce durumu hemen Fatih uzmanı tarihçi Franz Babinger’e bildirmiş. (Resim-05)

Kıvrılmış ve çatlamış 45.8 x 34 cm’lik tahta levha üzerine yağlı boya tekniği ile yapılmış bu tablonun arkasındaki yazının çevirisi yaklaşık şöyledir:

“İkinci Mehmed ve onun oğlunun Gentile Bellini tarafından resmi.”

Tabloda karşılıklı birbirine dönük iki figür vardır. Bunlardan sağdakinin Fatih olduğu konusunda hemen herkes aynı görüştedir. Soldakinin ise -oldukça kuşkulu yaklaşmasına karşın Babinger’e göre de- ergenlik çağındaki Sultan Cem olabileceği görüşü ağırlıklıdır.[9] Fatih betimlemesi, kavuk sarımının özensizliğine karşın Gentile’nin bildik üslubuna çok yakındır. Cem olduğu düşünülen figür ise İstanbul sanatçılarının çizimi olan minyatür özellikli çalışmaları bir hayli anıştırmaktıdır.

Resim, büyük olasılıkla Gentile Bellini atölyesine aittir.

Her iki figür de İstanbul’da etüt edilmiş Gentile Bellini desenlerinden yararlanılarak olasılıkla bir müşteri siparişini karşılamak için atölye ortamında kollektif kurgulanıp üretilmiş, gelenek gereği son dokunuşları yapan usta, yani Gentile Bellini imzası atılmıştır.

Bu bağlamda söylersek:

Sağdaki figür Fatih’i, soldaki figür ise Cem’i temsil etmektedir.

2. Tablodaki kavuk sarma sorunu

Tablodaki Cem’in kavuğunun sarılma biçimini Eyice de Karabacek de sorun olarak görmüş. Günümüz sanat tarihçileri için de bu sorun güncelliğini koruyor. Bize göre en son tartışılacak ayrıntı, kavuk sarma biçimi. Herkes sanırız Gentile’nin estetik değeri yüksek kavuk görselini bekliyor tabloda. Unutmayalım ki Cem de Fatih de çizgi-roman kahramanı değildir. Ömürleri boyunca çıkarmaksızın başlarında aynı kavuğu taşımazlardı. Çeşitli kavuk sarma şekillerinin olabileceği bir gerçekliktir; şapka gibi, kıravat gibi, ceket gibi. Nasıl ki günümüzde insanlar üniforma giyer gibi günlerce aynı giysiyi giymiyorsa, 1400’lü yıllarda da saray insanları -buradan bakınca aynı gibi görünse de- aynı giysileri giymezler, aynı sarıkla dolaşmazlardı. Fatih Sultan Mehmet’in madalyonlarını inceleyiniz lütfen! Her sarık aynı mı sarılmış? (Resim-6)

Dolayısıyla, diyebiliriz ki sarıklardaki değişik sarma görüntüleri dönemin moda anlayışının gereğidir ve olay bu kadar basittir.

Sonuç olarak

İstanbul Belediyesi’nce bir müzayededen satın alınarak İstanbul’a getirilen tablodaki figürler, bize göre daha önce etüd edilip arşivlenmiş dökumanlardan yararlanılarak oluşturulmuştur. Kimbilir, belki de Gentile, çevresindeki kişilerden yüz yapısı uygun olan birini Cem modeli olarak kullanmıştır.

Yadırganmamalı, resim sanatında sıklıkla baş vurulan bir yöntemdi bu.

Hatta daha ileri bile gidilirdi bazan. Örneğin kilise babaları katedrallerine İncil sahnesi panoraması sipariş ettiklerinde ressamlar sokağa çıkar, Meryem’i, İsa’yı hatta gammazcı Yahuda’yı temsil edecek uygun yüzler arar, bulunca da o insanları atölyelerine getirip karşılarına oturtur, kompozisyonlarını tamamlarlardı. Doğaldır ki bugüne dek kiliselerden de sanat tarihçilerinden de bu yönteme ilişkin en küçük bir eleştiri gelmemiştir.

Tablonun sol bölümündeki figürün Cem Sultan’ı temsil edebileceği konusunda neden bu denli ısrarcıyız, yukarıda sıralanan verilere karşın hakkınız var, sorabilirsiniz. Biz de birkaç satırla olsun yineleyelim:

Birincisi, Fatih, Rönesans hareketinin insanlığın gelecekteki yaşamını şekillendirmede yaşamsal öneme sahip olduğunun bir Batılı kadar farkındadır ve bu tarihi fırsatı ıskalamak istememektedir.

İkincisi, Fatih’in öldükten sonra emeklerinin devamını getirecek bir oğula gereksinimi vardır. Bu oğul II. Bayezid olamaz, çünkü o Amasya’da çevresine dönemin en yobaz, tutucu insanlarını doldurmuş, onları öğretmen edinmiş, babasını dinsizlikle suçlamaktadır. Rönesans’ın da azılı düşmanıdır.

Üçüncüsü, mirasını koruması için hazırladığı oğlu Mustafa’nın zamansız ölümü olasılıkla Fatih’i küçük oğlu Cem’e yöneltmiştir. Cem de İstanbul’u Floransa benzeri Rönesans kenti yapma hayalini tamamlayabilirdi.

Dördüncü olarak, Cem, ağabeyine karşı verdiği taht savaşını kaybedip Rodos Şövalyeleri’ne sığındığından itibaren Doğu’da ve Batı’da film yıldızları kadar hayran kitlesi oluştu. Cem gibi popüler biri varken tanınmayan sıradan birinin görüntüsünü kim koyar ki tablosuna? 

Zaten Cem yerine resmedilmeyi hak eden ikinci biri mi vardı ki?


[1] İsmail Hikmet Ertaylan: “Mühim bir nokta da Cem’in, o zamanlar bütün dünyayı kendisiyle alakalandırmış olması keyfiyetidir.” Sultan Cem, s. 181, İş Bankası, 1951

[2] Nesrin Tağızade-Karaca, Batılı Üç Eserde ‘Romantik Kurban’ Cem Sultan, Bilig, Kış 2006, Sayı 36, s. 168

[3] 1- İsmail Hikmet Ertaylan: “1493 senesi mayısının 15 inci pazar günü idi, Papa resmi kıyafetiyle, önünde salib olduğu halde, muhafızları ve kardinalleri ile süvari olarak Saint Jan de Latron’a gitmek üzere çıkmıştı. Önünde Sultan Cem bulunuyordu. İki tarafında, bu müsafir şehzade şerefine Türk kıyafetinde giyinmiş, başlarına sarık sarmış oldukları halde Comte de Pitigliano ile duc de Gandie bulunuyordu. ” Sultan Cem, s. 225, İş Bankası, 1951

   2- Semavi Eyice: “Papa’nın oğullarının Türk kıyafetleri giydikleri hakkındaki bilgi, 1483’ten beri Papalık teşrifatçısı olan Strasbourg’lu Jean Buckard’ın hatıralarında anlatılmış ve tekrarlanmıştır.” Sultan Cem’in Portreleri Hakkında, TTK Belleten, C XXXVII, Ocak 1973, Sayı 145, s. 13

[4] Semavi Eyice, Sultan Cem’in Portreleri Hakkında, TTK Belleten, C XXXVII, Ocak 1973, Sayı 145, s. 15-16

[5] Semavi Eyice, Sultan Cem’in Portreleri Hakkında, TTK Belleten, C XXXVII, Ocak 1973, Sayı 145, s. 21

[6] Semavi Eyice, Sultan Cem’in Portreleri Hakkında, TTK Belleten, C XXXVII, Ocak 1973, Sayı 145, s. 30

[7] Semavi Eyice, Sultan Cem’in Portreleri Hakkında, TTK Belleten, C XXXVII, Ocak 1973, Sayı 145, s. 36

[8] Semavi Eyice, Sultan Cem’in Portreleri Hakkında, TTK Belleten, C XXXVII, Ocak 1973, Sayı 145, s. 39-48

[9] Franz Babinger, Fatih Sultan Mehmet ve Zamanı, s. 325, Oğlak, 2010